Yeni İş Hayatında Yeni Nesil Öğrenme

Aslında yeni olan sadece iş hayatı değil. İş hayatını kökünden değiştiren pek çok önemli dijital, sosyal ve ekonomik etmenlerle karşı karşıya olduğumuz kesin. Aynı unsurlar ve hatta daha fazlası bireyler olarak bizlerin hayatlarını da derinden etkiliyor. İklim değişikliği, savaşlar, mülteci sorunu, terör, ekonomik sıkıntılar ve siyasi gelişmeler, dünden daha farklı bir yaşamı zorunlu kılıyor. Tüm bu olup bitenler olurken, eğitim, gelişimin ve öğrenmenin aynı kalması ve hatta aynı hızda değişime devam ediyor olması mümkün değil, yeterli de değil. Dijital çağa ayak uydurmamız, bu çağın gerektirdiği becerileri kazanmanız ve azalan dünya kaynaklarını daha etkin kullanmamız için, bireysel olarak yeni nesil bir öğrenme ihtiyacımız var. Öte yandan artan rekabet, hızlı değişim, dijital dönüşüm ve verimlilik baskısı nedeniyle, iş hayatında eğitimi, gelişimi ve daha doğru bir ifadeyle öğrenmeyi yeniden tasarlamamız, ezber bozmamız şart.

Sizlerin kurumlarınızda öğrenme dönüştürücü rolüne girmeniz tam da bu nedenle gerekli. Gelin öğrenme dönüştürücüleri olarak iş hayatındaki bir dizi temel değişime yakından bakalım ve yeni nesil öğrenmeyi birlikte yeniden tanımlayalım.

  1. Endüstri 4.0

Endüstri 4.0 olarak adlandırılan bir döneme girdik. Mekanik gücü, elektrik gücü, bilgisayar gücü derken akıllı makinelerin çağına geldik. Bu çağda sayısallaşmaya uygun olan her şey sayısallaşacak ve dijitalleşecek. Bu çağda sanal olarak temsil edilebilecek her şey sanallaşacak. Makineler ve eşyalar akıllanacak. Makineler ve eşyalar kendi aralarında daha çok iletişimde bulunacak. Makineler ve eşyalar insanlarla daha çok etkileşimde bulunacak.

Bu dönem çok önemli çünkü bu ilişkiler ve yeni üretim/tüketim biçimleri hayatın her alanını, zihinleri ve dünyayı bir şekilde değiştirecek. Türkiye, bu devrimi kaçırmak istemiyor. Öğrenme dönüştürücüler olarak bizler de, Türkiye’nin de gündeminde olan bu konuyu şirketlerimizde öğrenme stratejimizin önemli bir unsuru olarak konumlandırmalıyız.

Endüstri 4.0’ın öne çıkan kavramlarını şu şekilde özetleyebiliriz;

  • Nesnelerin internetinin (IOT – Internet of Things) sensörler, robotlar, dronlar ve akıllı mekanizmalarla büyümesi, birbiriyle iletişim kurabilecek eşyalar ve tüm bunları yöneten yapay zekaların ortaya çıkması beklenmektedir. Bu sayede;
    • İnternete bağlı cihazlar arasındaki bilgi alışverişi artacak.
    • Toplanan verinin akıllı şekilde analiz edilmesi ve analiz edilen bilginin kullanıcının hayatını kolaylaştıracak şekilde kullanılması IOT kavramının temelini oluşturuyor.
    • İleri besleme (feed forward), bir şeyler daha olmadan tahmin edebilme (büyük veri ile birlikte) ve bireyselleştirme getirecek.
    • Eşyalar akıllandıkça telefonlar gibi yaşam radikal şekilde, hiç olmadığı kadar değişecek.
    • Eşyaların akıllanması ile öğrenmede değişim doğal olarak yaşanacak.
  • Yeni gerçekliklerin (sanal/artırılmış gerçeklik) var olan gerçekliğe eklenmesi ve daha çok hayatımızın içine girmesi beklenmektedir. Bu sayede;
    • Sanal gerçeklik, sanal olarak yaratılmış bir dünyaya girip orada bir bilgilenme, öğrenme ya da eğlence deneyimini sanki gerçekmiş gibi yaşama imkanı sağlayacak.
    • Artırılmış gerçeklik ile, varolan yüzeylere ya da nesnelere ek bilgi ekleme, ihtiyaç duyulan bilgiye akıllı cihazlarla o anda ve o yerde ulaşabilme mümkün olacak.
    • Bu deneyim ile bilgilenme, eğlenme ve öğrenme, yepyeni bir boyut kazanacak. En etkin öğrenme olan yaparak öğrenme gerçekleşecek.
  • Enerji internetinin gelişmesi ve bu yolla maliyetlerinin azalması beklenmektedir. Bu sayede;
    • Hertür dijital yenilik için enerji ihtiyacı önemli ölçüde artacak.
    • Yeni çağda milyonlarca kişi kendi enerjisini üretecek ve bu enerjiyi internet üzerinden birbirleriyle paylaşacak.
    • Giderek artan makine dünyasının ihtiyaç duyduğu enerjinin, herkes tarafından daha ucuza üretilebilmesi mümkün olacak.
  • Büyük veri ile proaktif (önceden tahmin edilen) hizmetler ve yönetim olanaklarının artması beklenmektedir. Bu sayede;
    • Nesnelerin interneti, akıllı sistemler ve makineler tarafından üretilen inanılmaz büyüklükte veriler, güçlü makineler tarafından analiz edilecek ve bu analizlerle daha önceden hiç bilinmeyen ya da geleceğe yönelik desenlerin ortaya çıkarılması, önceden bilme ve tahmin etme mümkün olacaktır.
    • Öğrenme açısından yepyeni bir dönem başlayacak ve geleceğin öğrenme ihtiyaçlarını önceden bilebilme ve insanları geleceğe hazırlama mümkün olacaktır.
  • 3 Boyutlu yazıcılarla birlikte yeni üretim ve tüketim şekillerinin ortaya çıkması beklenmektedir. Bu sayede;
    • Eskiden sadece belirli şirketlerin tekelinde olan üretim, 3B yazıcılarla birlikte tabana yayılacak.
    • 3B yazıcıların giderek artan kabiliyetleri ve ucuzlayan teknolojisi ile herkes üretim yapabilir hale gelecek.
    • Bu durum üretim süreçlerini kökünden değiştirecek ve hatta mevcut ekonomik paradigmayı değiştirebilecek bir harekete dönüşebilme ihtimali artacak.
    • Özellikle 3B tasarım ve yazılımların da açık kaynaklı olarak paylaşılmasıyla, bireysel üretim çılgınlığı tüm dünyaya yayılacak. Şimdidem ‘Yapıcılar Hareketi’ (Maker Movement) başladı bile.
    • Eşyalar, arabalar, evler, organlar, yiyecekler, ilaçlar vs. üç boyutlu olarak daha çok basılabilir hale gelecek ve kişiye özel, kişisel üretim çağı başlayacak.
  • Yepyeni iş modellerinin ortaya çıkması beklenmektedir. Örneğin;
    • Dünyanın en büyük taksi şirketi UBER. Ama kendisine ait taksisi yok. Herkesin taksisini kullanıyor.
    • Dünyanın en büyük sosyal medya şirketi Facebook. Ama kendisine ait içeriği yok. Herkesin içeriğini kullanıyor.
    • Dünyanın en büyük oteli AirBNB. Ama kendine ait oteli yok. Herkesin evini, evindeki bir odayı kullanıyor.
    • Dünyanın en büyük e-ticaret sitesi Alibaba. Ama kendine ait malı yok. Herkesin malını kullanıyor.
    • Ortak ve açık kaynaklarla bir işbirliği ve paylaşım kültürü yayılıyor.
    • Yapıcılar hareketi (maker movement) gibi hareketler, kişileri daha fazla üretmeye ve paylaşmaya özendiriyor. Bu sayede yeni bir üretim ve tüketim alışkanlığı doğuyor.
    • Yeni dünyanın çalışma deseni kendini herşeyin internetinde gösteriyor. Birbirine bağlı üretim düğümleri ve paylaşım mekanizmaları heryeri ve her alanı ele geçiriyor ve yep yeni fırsatlar sunuyor.
    • Malların, bilgilerin, fikirlerin, enerjinin, eşyaların ve mekanların, kısacası sayısallaştırabilen her şeyin paylaşımı mümkün oluyor. Günümüz dünyasında paylaşım bir kültüre dönüşüyor. Paylaşmaktan zevk alan, karşılıksız paylaşan bir kitle internet sayesinde giderek büyüyor. Herkes özellikle bilgisini ve deneyimlerini paylaşıyor. Açık kaynaklı yazılımlar, kütüphaneler giderek yaygınlaşıyor. İnsanla daha çok kendileri bir şeyler yaparak bunu başkalarına da gösteriyor.
    • Öğrenmede, bu iş modellerinden, üretim ve tüketim alışkanlığı değişiminden mutlak suretle etkileniyor. Zira yeni dünyanın öğrenme deseni de giderek buna dönüşüyor. Bağlantıcılık (connectivism) (Prof.Dr. George Simens, 2005), yeni öğrenme modeli haline geliyor.

Türkiye’nin ve şirketlerinizin Endüstri 4.0 dünyasına ne kadar hazır olduğu konusunda yardımcı olabilecek veri, Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Küresel Ağlanma Araştırması’dır. Bu endeks kabaca şunları ölçüyor.

  • Ülkede ağa bağlanma ve ağ sistemleri geliştirme için ortam ne kadar uygun?
  • İnsanlar buna ne kadar hazır?
  • İnsanlar bu mecradaki olanakları ne kadar kullanıyor?
  • Tüm bunlar nasıl bir etki yaratıyor?

Türkiye, bu endekste 143 ülke arasında 48. sırada yer alıyor. Türkiye, ağa bağlanma ve gerekli araç gerece ulaşma (telefon, hat, bilgisayar vb.) çok iyi durumda. Ancak bunu ekonomik etkiye dönüştürme konusunda çok zayıf. Yani yeni dünyanın internet ve ağ olanaklarını verimli kullanamıyoruz. Bu olanakları, anlamlı, değerli, işe yarar sistemlere, araçlara, inovasyona dönüştürme kapasitemiz çok düşük. Örneğin endeksin alt detaylarından birkaç rakam:

  • YÖNETİM OKULLARININ KALİTESİ’nde sıramız: 100
  • EĞİTİM SİSTEMİNİN KALİTESİ’nde sıramız: 89
  • MATEMATİK BİLİM EĞİTİMİ’nde sıramız: 98
  • SANAL AĞLAARIN KULLANIMI’nda sıramız: 45
  • E-KATILIM ENDEKSİ’nde sıramız: 64
  • PERSONEL EĞİTİMİNDE AĞ OLANAKLARININ KULLANILMASI’nda sıramız: 91

Bu endekste Singapur 1. Sıradadır. İlk 10’da İskandinav ülkeleri + Almanya, İngiltere, Hollanda, Amerika ve Japonya yer almaktadır. Barbados, Mauritus, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Umman ve Baltık ülkeleri bizden daha iyi durumdadır. Tüm bu veriler, öğrenme alanında da bir dizi dönüşümün ve inovasyonun zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

  1. Yeni Nesillerin Yükselişi ve Nesiller Arası İşbirliği Zorunluluğu

Bu dijitalleşen dünyada kendiliğinden yeni bir nesil de oluştu. Bunlara “Dijital Yerliler” deniyor. Bu nesiller, dijitale doğmuş nesiller. Bu kavram ilk olarak Marc Prensky (2001) tarafından ortaya atılmıştır. Mark Prensky, dijitali öğrenmenin, ana dil öğrenmek gibi olduğunu söylüyor. Bu nesil, doğuştan dijitali öğreniyor. Dolayısıyla dijital onlar için çok doğal, kendiliğinden. Onların beyin yapıları bile eski nesillerden fiziksel olarak farklı.

Ama dijitale doğmamış ve dijitalle sonradan tanışan büyük bir kitle var. Bunlara da “Dijital Göçmen” deniliyor. Bunlardan bazıları yüksek oranda, bazılar düşük oranda uyum sağlıyor ama bir şekilde uyum sağlamaya ve dijitali öğrenmeye çalışıyor. Marc Prensky’ye göre bu bir ana dili sonradan öğrenmek gibi. Beynin farklı bir yerine kaydediliyor ve ana dil gibi olmuyor. Ne kadar iyi öğrenilirse öğrenilsin bir aksan oluşuyor.

Bu nesiller içinde, “Dijital Köprüler” denilen bir grup da ortaya çıkıyor. Bunlar, dijitali çok iyi öğrenip göçmenlere dijital lisanını öğreten kimseler. Bir de “Dijital Sığınmacılar” olarak adlandırılan bir grup var ki, bunlar dijitale ayak uyduramamış ve giderek dijitalleşen dünyada sığınmacı gibi yaşamaya başlayan kesimlerdir.

Nesiller arası iletişim öğrenme ve gelişim açısından çok kritiktir. Enocta olarak dijital yerliler ve göçmenler arasında kültür köprüsü olmayı ve nesiller arası yapıcı işbirliğini en üst düzeye çıkarmayı hedefliyoruz. Zira;

  • Yöneticiler göçmen, çalışanlar yerli,
  • Öğretmenler göçmen, öğrenciler yerli,
  • Anne – babalar göçmen, çocuklar yerli ve
  • Siyasiler göçmen, seçmenler yerli vb.

Bu yüzden çatışmayı en aza indirecek ortak kültür alanları yaratmak gerekiyor. Burada nesiller arası köprü olacak iş birimlerine çok iş düşmektedir. Kurumlarınızdaki öğrenme dönüştürücüleri olarak sizler ve bizler, nesillerin öğrenme şekillerini daha iyi anlamalı, nesillere bilgiyi ve içeriği daha etkin sunmanın yöntemlerini ve araçlarını hiç olmadığı kadar hızlı geliştirmeliyiz.

  1. Nitelikli ve Yetkin İnsankaynağı Bulma ve / Geliştirme Zorluğu

2007’den bu yana artan bir trend olarak yetenek krizi, global iş piyasasında büyük bir sorun olarak gündemde durmaktadır. Burada ifade edilen, belirli bir bilgi ve beceri gerektiren iş alanlarında istihdama uygun aday bulunamamasıdır. Aşağıdaki tabloda verilere yer verilmektedir.

Bazı ülkelerde bu oran çok yüksektir. Örneğin, Japonya’da %83 ve Honk Kong’da %65’dir. Aşağıdaki tabloda verilere yer verilmektedir. (Kaynak: Manpower Talent Shortage Survey, 2015)

Türkiye, %52 ile yetenek krizi yaşayan ülkeler sıralamasında 11. sıradadır. İşsizlik rakamları ile değerlendirildiğinde sorunun büyüklüğü daha da artmaktadır. Özetle, iş var ama iş arayanlar bu işlerin gereklerini yapabilecek donanımda, bilgi ve beceride değiller. Aynı durumun şirket içindeki insan kaynağınız için de geçerli olduğunu akılda tutmalısınız. Sektörünüzdeki ve şirketinizdeki hızlı değişimin, sürekli bir yetenek ve bilgi açığı yarattığını ve ancak yen nesil bir öğrenme dönüşümü ile bu açığın sürekli kapatılabileceğini akılda tutmamız gereklidir. u kadar büyük ve kitlesel bir eğitim ihtiyacının karşılanmasında, dijital öğrenme araç ve gereçleri, modelleri çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Hatta, dijital öğrenme olmadan bu açığın kapatılamayacağını söylemek mümkündür.

Yeni nesil öğrenme, yetenek krizi açısından ilk sırada devreye alınması gereken bir strateji olarak görünmektedir. Kurumlarınızdaki öğrenme dönüştürücüleri olarak kurumunuzun bu ihtiyacını gidermeye en yakın birim olduğunuzu bilmenizi isterim. Bunun önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Öğrenme, bilgi üretimi ve paylaşımı alanlarında, yeni süreç, teknoloji, araç ve içerikler geliştirerek yetenek açığının azaltılması için çalışmaya hız vermeniz, bu fırsatı yakalamanız ve kurumunuza stratejik katkı sağlamanız açısından önemlidir.

Yeni Nesil Öğrenme

Yukarıda kısaca özetlediğim unsurlar yeni nesil öğrenmenin gerekliliği ile ilgili zemini hazırlamaktadır. Öğrenme dönüştürücüleri olarak bizler için, kurumsal stratejiye direk katkı sağlamamızı ve bunu ortaya koyabilmemizi kolaylaştıracak çok önemli fırsatları sunmaktadır.

Öte yandan, öğrenme zaten bir evrim sürecindedir ve artık Öğrenme 4.0 olarak adlandırabileceğim yeni bir eşiğe gelmiştir. Yani dönüşüm için her şey hazırdır. Peki yeni nesil öğrenmenin unsurları nelerdir?

Yeni nesil öğrenmenin unsurları kısaca şunlardır;

  • Performans hedefleri ve iş stratejileri ile tam ve eksiksiz olarak uyumludur. İhtiyaç analizinden, öğrenme programının tasarımı ve sunumuna, sonrasındaki takip sürecine kadar, şirketin iş sonuçları ile tam uyum içindedir, olmalıdır.
  • Bireyselleştirilmiş bir öğrenmedir.
  • Zenginleştirilmiş bir öğrenmedir.
  • Teknoloji destekli bir öğrenme sistemidir.
  • Sosyal, paylaşımcı ve katılımcı bir öğrenmedir.

Site Footer

Enocta